gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç ağaçlar bükmesinler n'olursun boyunlarını neden akşam oluyorum tren kalkınca kırlangıçlar birdenbire çekip gidince mendiller sallanınca neden tıkanıyorum öyle çok acımasız ki, öyle birdenbire ki az önceki çiçekler nasıl da diken diken gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
.......... Merhaba kestane, merhaba çam Selamün aleyküm, aleyküm selam Kimsin, nesin, nerelisin derken Laf açılır mı bizim akasyanın kökünden Bir uğultudur başlar rüzgarda Kökü dışarda, kökü dışarda... Yahut ne olur koca bir dağ Baş aşağı gelsin... Aman Allah göstermesin. Bayılırım şu düzenli dünyaya Altta ölüler Üstte diriler Gel keyfim gel!
Sonbahar-ki acının değişmez dipnotudur- Sesinin solgun göğünde Küçük bir yıldızla bir harfi tutuşturur. Savrulur her yana kavruk kelimelerle, Yüreğini acıyla buruşturur. Bakışının pasıyla zırhlanan dünya, Binlerce pıtrak yapıştırır yüzünün kumaşına Sonbahar-ki doyumsuz bir aşkın sonudur.
Gecenin arkasında bir yerde, Ufaldıkça gaz lambaları, Nehrin omuzlarına yaslanıp Yaşlı ve dindar, Yalnızlıktan soğumuş dağlar, Kalpaklı bir süvari dolaşırmış Gizlilerde, Köylüler böyle diyorlar Yatsıları...
Otur ki sandalye hatırlasın Sandalye olduğunu. Masa da unutur masalığını, Elini komasan üstüne Bakışlarını ayırmaya gelmez, Sürahi boşalır sonra suyundan. Kadehim kadehim dediğin şey, Dudağını değdirmedikçe kadeh değildir. Mezeler de bilmez renklerini, lezzetlerini, Çatalını dokundurmazsan.